Geylani Türbesi’nde ebrusu var

Geylani Türbesi’nde ebrusu var

149
0
PAYLAŞ

İSTANBUL – Ekrem Kaftan Irak’ın başkenti Bağdat’daki Abdülkadir Geylani Türbesi’nde ebru eseri bulunan Firdevs Çalkanoğlu, ebru sanatının günümüzde altın çağını yaşadığını belirtti.   Kağıt, su, toprak boya, öd, kitre, gül dalının usta ellerle buluşmasından ortaya çıkan ebru, Osmanlı Devleti’nin son döneminde Hatib Mehmed Efendi, Ethem Efendi, Cumhuriyet döneminde ise Necmeddin Okyay, Mustafa Düzgünman gibi sanatçıların eserleriyle günümüze taşındı. Suya şekil veren bu sanat, günümüzde Fuad Başar, Alparslan Babaoğlu gibi sanatçılar tarafından genç nesillere aktarılıyor. “Yaşayan İnsan Hazineleri” ödülü sahibi hattat ve ebru sanatçısı Fuad Başar’ın öğrencisi Firdevs Çalkanoğlu, sanat yolculuğuna 2003 yılında başladığını ve “çok hızlı ilerlediğini” belirterek, “Halihazırda 30’dan fazla çiçeği ebru üzerinde tatbik edebiliyorum. Bugün ebru sanatı, altın çağını yaşıyor” dedi. Çalkanoğlu, bu sanata yönelme sebebini şöyle izah etti: “Asıl mesleğim ve eğitimim muhasebecilik. Ancak muhasebecilik, ruhumu beslemeyen, gönlümü tatmin etmeyen bir meslekti. Sanat aşkı zaten içinizde varsa vardır. Sanatın bir ucundan tutmuşluğum vardı. Ebru ile tanıştıktan sonra, muhasebecilik mesleğini yapamayacağımı anladım. İyi bir hocanın dizinin dibine oturma şansım oldu. Fuad Başar ’la tanıştıktan sonra bu sanatın daha derin, daha güzel bir sanat olduğunu anladım.” “Ebrunun öğretilebilen bir sanat olduğunu bilmiyordum” Ebru sanatını ilk defa bir kitapta gördüğünü söyleyen Çalkanoğlu, “Ebrunun öğretilebilen bir sanat olduğunu bilmiyordum. Sadece eski kitapların ciltlerinde gördüğüm, beni etkileyen zarif, naif bir desendi. Ebrunun bir sanat olduğunu, öğretilebildiğini, hoca-talebe ilişkisi olduğunu bilmiyordum. Öğrendiğim gün gidip bir ebru kursuna kaydoldum. İlk ders gününde, elime fırçayı alıp tekneye boyayı atarken bu sanatı yapabileceğimi anladım. Kendimi sanatın büyüsüne kaptırdığım için belki böyle olduğuna inandım. Ebru kursuna başladım” diye konuştu.  Çalkanoğlu siparişle ebru yapamadığını, çalışacağı ebru türünün gönlüne gelen ilhamla ve teknenin hangi türüne hazır olduğuyla alakası bulunduğunu ifade ederek, şöyle devam etti: “Aslında akıl ve gönül, sanatta birbiriyle bağlantılı. Sanatta akıl çok önemli. Çok zeki insanlar çok iyi sanatçı oluyor çünkü sanatınızda matematiksel tekniği, altın oranı kullanıyorsunuz. Her eser, çok güzel de yapılsa göze hoş gelmiyor. Eserde bir denge olması lazım. Eserin sağı solu, boşluğu, doluluğu çok önemli. Renklerin kombinasyonu açısından denge olması lazım. Tamamen duygularınızla ifade edilecek bir husus değil, aklınızla da değil. Bu iş ne akılla olur ne de akılsız. Birbirine bağlantılı bir konu.” Gönül ebrusu Ebru sanatının “hesap-kitapla” yapılamayacağına dikkati çeken Çalkanoğlu, “Bazen hesaplayıp iki yıl düşündüğüm ve 1 saatte yaptığım bir çiçek de oluyor, aylarca düşünüp yapamadığım da oluyor. Aslında ben, gönlümün ebrusunu yapıyorum. Gecem, gündüzüm her şeyim ebru” ifadelerini kullandı. Çalkanoğlu, son dönemlerde gündemde olan yeni ebru teknikleri ile klasik usulün takibi çerçevesindeki tartışmalar için şu değerlendirmeleri yaptı: “Ebruya başladığımda geleneksel ebru denilen sanatı öğrendim. Hocam Fuad Başar, ne kadar klasik usule riayet eden bir sanatkar ise ben onun eserlerini birebir yaparak bu noktaya geldim. 2008 ’den sonra yeni açılımlar, yeni denemeler yapmaya başladım. Bunun en büyük sebebi ebru sanatçısı Yılmaz Eneş ’tir. Çiçeklerin formları, ebruya bakışım, renklere bakışım biraz daha değişti. O güne kadar Fuad hocanın tekniği ve mantığıyla ebru yapardım. Bize göre normal olan da klasiği tamamen öğrenip, hocanız gibi eserler verip ondan sonra hevesiniz, isteğiniz varsa yeni işler ortaya koymaktır.” Hoca-talebe ilişkisine de değinen Çalkanoğlu, öğrencinin, ustasını aşabileceği ancak her hocanın aşılamayabileceğini savundu. Çalkanoğlu, “100 ebru öğrencim var. Hepsi de beni aşmaya çalışsa bu muhteşem bir iş olur ve bununla iftihar ederim. Bu hayali bir olay. Ama isterim ki bir öğrencim bunu başarsın. Benim yaptıklarımı silip süpürüp çok daha güzel eserler yapsın. Bunu asla rekabet olarak görmem. Bu ebru camiasında çok az görülen olaydır” şeklinde konuştu.  Çalkanoğlu, klasik ebru sanatçısı Fuad Hoca’nın her zaman kendisini desteklediğini vurgulayarak, “İlk çiçeklerimi denerken hocama gidip sordum. Buna izniniz var mı diye. O da beni bu konuda destekledi. ‘Sen bir şey katacaksın, başkası bir şey katacak, senin öğrencin bir şey katacak ki bu sanat gelişecek’ diyerek beni hep yüreklendirdi” dedi. “Sanatkar, kendisine ve topluma faydadan başka bir şey getirmez” Sanatın, hangi boyutundan yaklaşılırsa o yönde terapi özelliği olduğunu kaydeden Çalkanoğlu, şunları ifade etti: ” Ebru sanatında biraz daha farklı bir olay var.Ebru sanatların hiçbirine benzemez. Resme asla benzemez. Suyun üzerinde başlayan ve biten büyülü bir dünya var ebruda. O dünyanın içine girdiğiniz zaman başka bir boyuta geçiyorsunuz. Bu herkes için geçerli değil tabi. Ebru herkesin gönlüne düşmez. Ebruyu herkes sevemez. Bir kere ebruyu seven ve yapmaya başlayan da vazgeçemez. Renklerle oynuyorsunuz. Kafanızı gereksiz işlere yormuyorsunuz. Düşündüğünüz tek şey sanatınızı daha güzel nasıl yapabileceğiniz oluyor. Başkalarına zarar verecek işlere bulaşmıyorsunuz. Sanatkar, kendisine ve topluma faydadan başka bir şey getirmez.” Kurutulmuş çiçek görüntüsü Çalkanoğlu, ebrunun kendine has bir deseni olduğuna işaret ederek, “Çiçekler kitapların iki sayfası arasında sıkışmış bir görüntüye sahip. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım ebru üzerindeki çiçeklere, perspektif katamıyoruz. Kurutulmuş çiçek görüntüsünü değiştiremiyoruz. Bu ebru sanatını daha cazip hale getiriyor. Ben bilmez miyim çiçeğe resim havası vermeyi ama olmuyor. Tabiatı taklit edemiyorsunuz. Ebrunun aynısı, birebir tekrarlanamaz. Binlerce ebru da yapsanız aynı ebrudan iki tane yapamazsınız. Aynı çiçeğin kalıbını alırsınız ressam olarak aynısını yaparsınız ama ebruda bunu yapamazsınız” şeklinde konuştu. Dünyanın çeşitli ülkeleri ve değerli koleksiyonlarda ebrularının olduğunu kaydeden Çalkanoğlu, “Bir çok ebrumun nerede olduğunu bilmiyorum. Bir eserim, Abdülkadir Geylani Hazretlerinin Türbesine hediye edildi. Ben bunu hediye edildikten sonra öğrendim. Bu beni tarifsiz diyebileceğim kadar çok mutlu etti. Duydum ki Abdülkadir Geylani Hazretlerinin en çok sevdiği çiçek leylakmış. Benim onun türbesine giden eserim de bir leylak ebrusu idi. Öyle bir zatın türbesinde ebrumun olması benim için çok büyük mutluluk. Zaten kendisini sever, kitaplarını okurum. Ebrumun onun türbesine gitmesiyle gönülden gönüle bir bağ kurduğumuzu düşünüyorum. Ebrularımı alan koleksiyoncuların ve mekanların isimlerini veremiyorum” dedi. Yeni sergi heyecanı Çalkanoğlu, daha önce bir öğrencisine icazet verdiğini dile getirerek, yarın açılacak olan “Muhabbet” isimli sergisi hakkında şu sözleri söyledi: “18 öğrencimle Dolmabahçe sanat galerisinde 100 eserin yer alacağı sergi açıyoruz. Benim iki yeni çiçek denemem de yer alacak. İki öğrencime bu sergide icazet vereceğim. Bu sergide icazet vereceklerimle beraber 3 icazetli öğrencim olacak. Sanatta henüz yolun çok başındayım. Benim hocam 40 yıldır bu sanatı icra ettiği halde kendini bu sanat denizinin kıyısında gördüğünü söylerken, benim olduğumu iddia etmem mümkün değildir. Zaten sanatta oldum diyen, ölmüştür. Teknik olarak güzel şeyler yapabiliyorum ama oldum diye bir şey yok.”