Edebiyatın linç kültürüne direnişi: Vur Ulan Vur – Linç Öyküleri

Edebiyatın linç kültürüne direnişi: Vur Ulan Vur – Linç Öyküleri

570
0
PAYLAŞ

Türkçe edebiyatın önemli isimleri, linç kültürüne direniş niteliğinde öyküler kaleme aldı. Lince uğrayan “marjinaller”, Kürtler ve azınlıkların öykülerinin anlatıldığı Vur Ulan Vur – Linç Öyküleri, Tanıl Bora ve Levent Cantek’in editörlüğünde İletişim Yayınları’ndan çıkıyor. Kitapta; Bora Abdo, Oya Baydar, Gaye Boralıoğlu, Pelin Buzluk, Behçet Çelik, Veysi Erdoğan, Mehmet Eroğlu, İlban Ertem, Ayhan Geçgin, Hakan Günday, Akif Kurtuluş, Pınar Öğünç, Yıldız Ramazanoğlu, Mine Söğüt, Ahmet Tulgar, Yalçın Tosun’un öyküleri yer alıyor.Türkçe edebiyatın en önemli isimleri, “marjinaller”, Kürtler ve azınlıklar gibi memleketin linçe uğrayanlarının öykülerini yazdı. Edebiyatın linç atmosferine karşı direnişi niteliğindeki Vur Ulan Vur – Linç Öyküleri, Tanıl Bora ve Levent Cantek’in editörlüğünde İletişim Yayınları’ndan çıkıyor. 15 Nisan’da Vur Ulan Vur’un dışında Uğur Ümit Üngör’ün İttihatçı ve Kemalist rejimlerin 1913 – 1950 yılları arasında uyguladığı milliyetçi nüfus politikalarını ele aldığı çalışması Modern Türkiye’nin İnşası da okurla buluşacak. Ayrıca Polat S. Alpman’ın İstanbul Tarlabaşı örneği üzerinden Kürt emekçilerin dünyasını incelediği Esmer Yakalılar, Erdal Gezik’in Alevilik üzerine efsaneler, mitoslar, menkıbeler ve beyitlerin izini sürdüğü Alevi Hafızasını Tanımlamak da İletişim Yayınları’ndan çıkıyor. Jane Austen’ın Gençlik Eserleri ile Tolstoy’un Öyküler’i de İletişim Klasikleri arasından okurla buluşuyor.

Gün Zileli’nin yeni romanı Çanlar okurla buluşuyor

Vur Ulan Vur – Linç Öyküleri

Tanıl Bora ve Levent Cantek’in editörlüğünü yaptığı Vur Ulan Vur – Linç Öyküleri, belli bir tema etrafında dönen hikayeleriyle sıradışı bir derleme. Türkçe edebiyatın en önemli isimlerinin “marjinaller”, Kürtler, azınlıklar ve memleketin linçe uğrayan diğer yüzleri üzerine yazdıkları bu öyküler, bir bakıma edebiyatın linç atmosferine karşı bir direnişi de…

Linç, sözün sahiden bitişi, sözün ezilmesi, sözün boğulmasıdır… barbarlıktır. Linç karşısında, edebiyat nefes alamaz. Linç atmosferi, edebiyata nefes aldırmaz, susturur. Kitaptakilerin önemli bir bölümünün kısa öyküler oluşu, belki biraz da bunun ifadesi. Kısa ve tok öyküler. İster tok sözlü olsun, ister uzunca anlatsın meramını, bu öyküler, edebiyatın, linçe, linç atmosferine direnişidir. Hiçbir şey olmamış gibi geçiştirilen ve unutulan, vicdan sızlatan zamanlara dair edebiyatçıların tarihe düştüğü edebi bir itiraz…

Şantiyeye dönüşen Türkiye’nin öyküsü: İnşaat Ya Resulallah

Vur Ulan Vur’da linç saldırılarının neredeyse yarı-resmî kurbanı olan Kürtlerle ilgili öyküler de var, mağduru “müphem” öyküler de… Azınlıklar da var azınlıkta kalanlar da… Failler de, mağdurlar da… Memleketin karanlık yüzü, ıssızlığı, kalabalığı, suçluluğu…

Bora Abdo, Oya Baydar, Gaye Boralıoğlu, Pelin Buzluk, Behçet Çelik, Veysi Erdoğan, Mehmet Eroğlu, İlban Ertem, Ayhan Geçgin, Hakan Günday, Akif Kurtuluş, Pınar Öğünç, Yıldız Ramazanoğlu, Mine Söğüt, Ahmet Tulgar, Yalçın Tosun.

Nazi Almanyası ve YahudilerNazi Almanyası ve Yahudiler

Alevi Hafızasını Tanımlamak – Geçmiş ve Tarih Arasında

Erdal Gezik’in Alevilik üzerine efsaneler, mitoslar, menkıbeler ve beyitlerin izini sürdüğü derinlikli çalışması Alevi Hafızasını Tanımlamak İletişim Yayınları’ndan çıkıyor. Tüm bu kültür ürünlerinin bir hafıza oluşturduğunu düşünen Gezik, bu hafızayı daha yakından tanımaya, anlamaya, başka kültür ve medeniyetlerle derin bağlantılarını ortaya çıkarmaya çalışırken, aynı zamanda bir sözlü tarih çalışması da ortaya koyuyor.

Adem, Havva ve Şit’le başlayan insanlık macerasının Hazreti Muhammed’e kadar uzanan öyküsü, onun yeni dini ilan etmesiyle birlikte yaşanan sorunlar, her şeyden önce amcasının oğlu Ali ile olan ilişkileri, Kerbela olayı…

Demokrasi ne tür bir despotizm tehlikesi taşıyor?Demokrasi ne tür bir despotizm tehlikesi taşıyor?

Erdal Gezik, çocukluk günlerinden itibaren dinlediği; tarihsel verilerin, efsanelerin, mitos ve söylencelerin birbirine karıştığı “büyüklerin” sohbetlerini yıllar sonra anlamlandırma çabası içine giriyor. Bir yandan incelikli bir sözlü tarih çalışması yürütürken bir yandan da temel bir sorunun peşine düşüyor: “Birkaçı dışında ellerinde kitap görmediğim bu yaşlı insanlar geçmişe dair bilgilerini nereden almışlardı? Dilden dile anlattıkları, uzak diyarlarda, uzak zamanlarda yaşanmış bu olaylar neden onları halen bu kadar heyecanlandırıyordu?”

Efsaneler, mitoslar, menkıbeler ve beyitlerden oluşan devasa bir hafızanın içine dalan Gezik, Alevi Hafızasını Tanımlamak’ta bu hafızayı daha yakından tanımaya, anlamaya, başka kültür ve medeniyetlerle derin bağlantılarını ortaya çıkarmaya çalışıyor. Tüm bu birikimin yalnızca tesadüflerin oluşturduğu bir miras mı, yoksa bilinçli bir tercihin sonucu mu olduğu sorusunu da aklından çıkarmadan.

“İnşaat Ya Resullulah” şantiyeye dönen ülkenin fotoğrafını çekiyor

İttihadcıların Rejim ve İktidar Mücadelesi 1908 – 1913

İletişim Yayınları, Aykut Kansu’nun İttihadcıların Rejim ve İktidar Mücadelesi adlı kitabını okurlarla buluşturuyor. Kansu, modern Türkiye’nin oluşum tarihinde kilit rol oynayan siyasi aktörlerin 1908-1913 dönemini ayrıntılarıyla incelediği bu çalışmasında, tarih yazımında pek dokunulmamış zengin bir kaynak birikiminden faydalanıyor. Adeta bir siyasî polisiye zevkiyle okunabilecek bir tarih çalışması…

Modern Türkiye’nin oluşum tarihinde kilit rol oynayan bir dönem, 1908-1913 dönemi. Aykut Kansu, halihazır tarih yazımının dokunmadığı zengin bir kaynak birikimine dayanan olağanüstü titiz çalışmasında, bu kısa dönemin “mana ve ehemmiyetini” gözler önüne seriyor.

IŞİD Tuzağı: Batıyı savaşına çekerek hedefine ulaştıIŞİD Tuzağı: Batıyı savaşına çekerek hedefine ulaştı

Canla başla direnen Osmanlı ancien régime’iyle, yani Eski Düzen’le 1908 Devrimi arasındaki kıyasıya mücadelenin berisinde, tümüyle politikanın değişim sürecinin gerilimine tanık oluyoruz kitapta. Politikanın kapalı kapılar ardında devlet ricali tarafından yürütülen seçkinler arası bir faaliyet olmaktan çıkmaya, yavaş yavaş kamuoyuna, halka mal olmaya başlamasının sancılarını görüyoruz.

Adeta siyasî polisiye zevkiyle de okunabilecek kitap, bu yanıyla, Türkiye’nin politik kültürünün inşasıyla ilgili bir “harç analizi” niteliğindedir.
“1908 Devrimi’yle birlikte bu paşaların alıştığı eski dünya ve mutlakiyetçi düzen çökmüş, ancak onun yerini alacak yeni düzen hemen kurulamamıştır. (…) 1908 sonunda meclisin açılması ile 1913’ün başında İttihadcıların meşru olmayan bir hükûmetten yasadışı yöntemlerle iktidarı geri almaları arasında geçen sürenin siyasî tarihi, yeni oluşturulmuş bir meclise dayanan ve işleri buradan yürütmeye çalışan yeni rejim yanlıları ile her ne pahasına olursa olsun eski düzeni yeniden kurmayı amaçlayan monarşist güçler arasındaki bitmek bilmeyen mücadelenin tarihidir.”

İngiltere'de Devrim Çağı raflardaİngiltere’de Devrim Çağı raflarda

Esmer Yakalılar – Kent-Sınıf-Kimlik ve Kürt Emeği

Polat S. Alpman’ın İstanbul Tarlabaşı örneği üzerinden Kürt emekçilerin dünyasını incelediği Esmer Yakalılar, İletişim Yayınları’ndan çıktı. Alpman, yaşadıkları büyük olumsuzlukların Kürt kimlikleriyle olan bağlantısını içten içe hisseden Kürt emekçilerin emek ve hayat pratiklerine bakarken, aynı zamanda sınıf ve etnik kimlikle ilgili algılarının nasıl oluştuğunu da inceliyor. Bir madun çalışması olan bu kitap, hem tahakkümün hem de direnişin örneklerini bize sunuyor.

Polat S. Alpman, “en alttakiler” olarak Kürt emekçilerin dünyasını anlatıyor bu kitapta. Onların yoğunlaştıkları İstanbul-Tarlabaşı’ndaki emek ve hayat pratiklerine bakıyor. Kürt mâdunların deneyiminde sınıf ve etnik kimlikle ilgili algıların nasıl bir ilişki içinde kurulduğunu inceliyor.

Ezidi halkını anlattı: Ezidi halkını anlattı: “73. Ferman / Katliam ve Kurtuluş”

Emek süreçlerindeki tahakküm mekanizmalarının, prekarizasyonun en haşin örneklerini gözler önüne seren bir çalışma bu aynı zamanda. Tahakkümle birlikte, direniş mekanizmalarını da… Alpman, “Direnmenin gözle görülmeyen ve ezilenlerin bedenlerine, dillerine, duygu ve düşüncelerine sinmiş olan” yanlarına dikkat çekiyor. Mâdun çalışmalarına özgün ve capcanlı bir katkı.

“Yaşadığı bütün olumsuzlukların nedenini Kürt olmakla açıklayan, Kürt olduğu için yoksul, Kürt olduğu için çaresiz, Kürt olduğu için kimsesiz, Kürt olduğu için mülksüz, Kürt olduğu için işsiz, Kürt olduğu için yoksun, Kürt olduğu için ezilen, Kürt olduğu için eğitimsiz, Kürt olduğu için işsiz, Kürt olduğu için sürgün, Kürt olduğu için yersizyurtsuz, Kürt olduğu için devletsiz, Kürt olduğu için her türlü haktan mahrum… olduğunu hisseden kalabalıklar, tam da bu nedenle enformel piyasa ilişkilerine ve prekarizasyonun bütün çelişkilerine mahkûm edilmektedir. Böyle düşündükleri için değil, böyle düşünmelerine neden olan ve içinde bulundukları maddi koşullar nedeniyle deneyimledikleri kimlik budur.”

Fehim Taştekin savaşı anlattı: Fehim Taştekin savaşı anlattı: “Suriye Yıkıl Git, Diren Kal”

Modern Türkiye’nin İnşası – Doğu Anadolu’da Ulus, Devlet ve Şiddet (1913-1950)

Uğur Ümit Üngör’ün İttihatçı ve Kemalist rejimlerin 1913 – 1950 yılları arasında Türkiye’nin doğusunu Türk ulus-devletine dâhil etme amacıyla uyguladığı çeşitli milliyetçi nüfus politikalarını ele aldığı çalışması Modern Türkiye’nin İnşası, İletişim Yayınları tarafından yayımlanıyor. Üngör, rejimin bu amaçla kullandığı toplum mühendisliği araçlarını incelerken, uzun yıllar boyunca farklı etkin kimliklerin beraber yaşadığı bu coğrafyada, milliyetçi politikaların yarattığı sorunlara da dikkatimizi çekiyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu vilayetleri, Ermenilerin, Türklerin, Kürtlerin, Arapların birlikte yaşadığı bölgelerdi. İmparatorluğun dağılması ve ulus-devletin doğuşu, bu durumu şiddetli bir şekilde ve şiddet içeren süreçlerle değiştirdi.

Modern Türkiye’nin İnşası, 1913-1950 arasında İttihatçı ve Kemalist rejimlerin Türkiye’nin doğusunda, bölgeyi etnik açıdan homojenleştirme ve Türk ulus-devletine dahil etme amacıyla uyguladığı çeşitli milliyetçi nüfus politikalarını ele alıyor. Fiziksel yıkım, sürgün, zorla asimilasyon ve hafıza politikaları gibi, ulus-devlet içinde etnik ve kültürel homojenliği sağlamak adına rejimin kullandığı toplum mühendisliği araçlarını inceliyor. Yazarın kişisel görüşmelerle de pekiştirdiği, söz konusu bölgelerde daha evvel yapılmış sözlü tarih çalışmalarını, yazılı kaynakları ve belgeleri de kapsamlı bir şekilde ele alan bu araştırma, zengin bir tartışma perspektifi ortaya çıkarıyor. Uğur Ümit Üngör, farklı etnik kimliklerin yıllarca beraber yaşadığı bir sosyal hayatın merkezi olan doğu vilayetlerinin, milliyetçi seçkinlerce nasıl nüfus politikalarının odağı ve kitlesel şiddetin sahnesine dönüştürüldüğünü gösteriyor.

“Bu süreçleri nüfus politikaları düzenleyen seçkinler, öngörülebilir varsayımlarla değil, toplumun, bireylerin şartlandırılması ve yönlendirilmesi yoluyla doldurulacak boş bir sayfa olduğu fikri etrafında gelişen gelişigüzel bir toplum modeli üzerinden hareket etmişlerdir. Ancak bir araştırmacının ileri sürdüğü gibi, “boş sayfanın karanlık bir yanı vardır. İnsan doğasında uyandırdığı boşluk totaliter rejimler tarafından hemen doldurulur ve boşluğun soykırımla doldurulmasının önüne geçilemez. Boşluk, eğitimi, çocuk yetiştirmeyi ve sanatı yolundan çıkaracak toplum mühendisliğiyle doldurulur… Bu, yaşam karşıtı ve insanlık karşıtı kuramsal bir soyutlamadır”. (…) Milliyetçi seçkinler ne kadar isteseler de, kültürel ve etnik anlamda tamamen tarafsız bir homojenlik söz konusu olamaz.”

Gençlik Eserleri

İletişim Yayınları, dünya edebiyatının en önemli isimlerinden Jane Austen’ın on bir yaşındayken yazmaya başladığı eskizlerinden oluşan Gençlik Eserleri’ni okuyucuyla buluşturuyor. Gençlik Eserleri, okuyucuya verdiği edebi lezzetin yanı sıra, büyük bir yazarın “büyük yazar” olma yolundaki ilk adımlarını da tüm ayrıntılarıyla görmemizi sağlıyor. Bu kitap aynı zamanda, başka bir çağın başka bir gençlik hali olduğunu da bize gösterecek…

Rânâ Tekcan çevirisi ile okurla buluşacak Gençlik Eserleri’ne Henry Austen önsöz, Juliet Mcmaster ise sonsöz yazdı. Kitapta ayrıca yazarın ve dönemin kronolojisine de görsellerle yer veriliyor.

Gençlik Eserleri, Jane Austen’ın on bir yaşındayken kaleme almaya başladığı, aşırılık ve şamatayla dolu eskizlerini bir araya getiriyor.

Jane Austen’ın üç defter halindeki eskizleri, yayımlanmak amacıyla yazılmamıştı. Ailesinin ve dostlarının elden ele dolaştırarak okuduğu bu “üç cilt”te yer alan, 1787-1793 yıllarına ait deli dolu, muzip ve esprili gençlik eserleri, yazarın ölümünden sonra yerleşen “usturupluluğuna” aykırı bulunduğu için uzun bir süre okurlarıyla buluşmadı. Erken yaşta oluşan yaratıcılığı ve ince zevkini yakınlarının eğlencesi için sergilediği parçaların derlendiği Gençlik Eserleri romanlarından tanıdığımız yazarın gözünün ve kaleminin olgunlaşma sürecini izliyor.

“Jane Austen’ın tüm karakterleri, kitaplarındaki örgünün onları mecbur bırakmadığı sonraki bir hayata hazır gibidir; bu yüzden okuduğumuz hayatları bu kadar memnun edicidir… Jane Austen nasıl yazar!” E.M. Forster

Hakan Bıçakçı'nın yeni kitabı Hikayede Büyük Boşluklar Var çıktıHakan Bıçakçı’nın yeni kitabı Hikayede Büyük Boşluklar Var çıktı

Öyküler

İletişim Yayınları, daha önce Savaş ve Barış, Anna Karenina, Diriliş gibi birçok başyapıtını yayımladığı Tolstoy’un Öyküler’ini okurlarla buluşturuyor. Zenginlik, yoksulluk, mutluluk, keder gibi evrensel konular üzerine yazılmış bu öyküleri, Tolstoy’un titizlikle oluşturduğu edebiyat evrenini keşfetmiş okurlar yine ellerinden düşüremeyecekler. Mehmet Özgül’ün özenli çevirisi, önsöz, sonsöz ve kronolojilerle zenginleşen Öyküler, dünya edebiyatına damgasını vuran Tolstoy üzerine derinlemesine bir okuma olanağı sağlıyor.

İstanbul'da kavgacı bir mahalle: Madunköyİstanbul’da kavgacı bir mahalle: Madunköy

Mehmet Özgül’ün çevirisiyle çıkan Öyküler, Rene Fuelop-Miiler’in önsözü ve Edward Wasiolek’in sonsözüyle okurla buluşuyor. Kitapta görsellerle birlikte yazar ve dönemin kronolojisine yer veriliyor.

Yazarlık kariyerinin başlangıcından son evresine kadar ulaşan bu derlemede Tolstoy, romanlarında var olan zenginliği ve duyarlılığı öykülerine de taşıyor.

Tolstoy’un zenginlik ve yoksulluk, mutluluk ve keder, doğa ve sanat gibi evrensel konulara değindiği öyküleri, başlı başına başyapıt niteliğindedir. Yazar, hayatı boyunca pençeleştiği bir muamma olan ölüm ve ölümlülük temalarını, derin ve masalsı bir hikâye olan “Üç Ölüm”de ele alır. Rus soylu ve köylü sınıfı arasındaki ilişkiyi merkezine alan “Efendi ile Uşağı” ise iş için çıktıkları yolda ölümcül bir kar fırtınasına yakalanan tüccar Vasili Andreyeviç ve uşağı Nikita’nın bu ölüm-kalım mücadelesi sırasında kendilerini ve birbirlerini keşfedişinin hikâyesidir. Tolstoy’un sekiz öyküsünden oluşan bu derlemede okur, dünya edebiyatının başyapıtlarının çıktığı atölyeyi ziyaret etme fırsatı bulacak.

“Tolstoy bazen Paolo Veronese’yi hatırlatır; aynı o usta ressam gibi, çalıştığı dev tuvali fazla kalabalıklaştırmadan zenginleştirmeyi başarır.” Oscar Wilde