Parmaklar Sadece Kopyalar Zihne, Düşe Düşenleri ya da Resmedileni…

Parmaklar Sadece Kopyalar Zihne, Düşe Düşenleri ya da Resmedileni…

392
0
PAYLAŞ

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1988’e girmeye günler kala Tokat’ta yaşama gözlerini açan, bir haftadan fazla isimsiz kalıp radyodaki bir yarışmada Deniz isimli bir kızın ‘kazanan yarışmacı’ olmasıyla ( ki o kadınla tanışmayı hep hayal etmişimdir) adı Deniz ( iyi ki ) konulan, ruhu hep yaşından çok çok daha çocuk kalan, şiir yazdığını öğrenen kişilerce – yok canım sen mi ! – denilen kişi, ben. Kendimi oldukça zengin olarak tanımlayabilirim aslında, maddiyatla mülk ile alakası olmayan bir zenginlik bu. Enerji zenginliği. İlham mı adı bilmiyorum ama benim vücudumda ruhumla senkron çalışan bir hormon varmış gibi geliyor, vücudum diyorum çünkü duyularımsız bu kadar renkli olamazdı hayatım sanırım. Şükürler olsun! Yazıyorum ve en az nefes almak kadar olağan bir hal bu. Varlığımı tamamlayan,  bunun için gönderilmişim gibi hissettiren; ailem kadar aşk kadar değeri olan bir eylem bu, iyi ki yazıyorum. Daha künye anlatmak gerekirse Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü mezunuyum. Staj dışında öğretmenlik yapmadım ancak hep öğretmendim. Bir öğretmenin okul şartı yoktur, görev yaşamın her alanında kabuldür benim gözümde. Aslında Türkçe öğretmeni olmak niyetindeydim ta ki liseye kadar. Edebiyat, şiir, kitaplar çok fazla ilgimi çekiyordu. Sekiz yaşımdan bu yana içinde olduğum spor dünyası lisede beni avcuna aldı ve şunu düşündüm; spor merkezli bir hayatım olursa diğer tüm alanlar ile daha rahat bağım olur ancak sporu merkezden çıkarırsam sonraki süreçte ‘ek zaman gerektiren bir aktivite’ gözüyle bakma ihtimalim vardı. Çünkü şiir için belli bir zaman ayırmama gerek yoktu, dedim ya nefes gibi… yürürken, banyoda, yemekte, koşarken, sinirli ya da mutluyken her an şiir var olabilir. Şiiri çok seviyorum en az kendim kadar. Meslek alanı olarak ise turizmi seçtim ve bu seçimimden oldukça mutluyum. Evrensel bir iş, en sevdiğim!

İlk kitabınız hayatınızda ne gibi değişmelere sebep oldu?  Size ne kattı bu kitap?

İlk kitabım… Yıllardır hayalini kurduğum ve tam istediğim zamanda oldu. İyi ki de oldu. Yakın çevremden çok fazla kitap için baskı alıyordum açıkçası, şimdi alıp okuyup geri bildirimleri gördükçe/duydukça tarifsiz bir mutluluk duyuyorum. Bana ayrı bir uzuv hediye edilmiş gibi hissediyorum aslında bu aralar, darada hafif ama değeri büyük bir hediye bu. Şu aralar bu güzelliğin tadını çıkarıp tebrik ve teşekkürleri dinliyorum. Ve iyi ki diyorum…

Edebiyat ile ilk kez ne zaman tanıştınız? Ne zaman yazmaya başladığınızı hatırlıyor musunuz?

Edebiyat ile tanışmam okuma yazmayı öğrenmemle aynı yıllara denk geliyor. İlkokulda yazdığım maniler, hep dört satır dolunca kesilen sözler, gelir aklıma. Sonra iki dörtlük halini alan maniler sonra daha uzunları. Ortaokulda bir ajandada topladım yazdıklarımı hem günlük hem gün sonu manileri büyümeye başlamıştı. Bir gün günlüğe yazdıklarımı da şiir görüntüsünde yazdığımı fark ettim ve artık günlüğümü bu şekilde devam ettirdim. Ta ki annem okuyana kadar. O gün tarihini hatırlamasam da  dönüm noktalarımdan biri olsa gerek. Yaz tatili için Tokat’ta köyümüzdeydik. Bir yol bulmalıydım günlüklerim/şiirlerim ilk okunduğunda benim neler yaşadığımı değil bir hayal ürünüymüş gibi durmalıydı. Nasıl bilmiyorum ama orda küçük dokunuşlar yaptığımı hatırlıyorum kendime sonra bu dönemleri hatırlamadan bağımsız yollara girdim. Hâlâ yolum ne bilmiyorum ama yönüm iyilik güzellikten yana, işte bunu bilirim.

“Edebiyat” sizin için ne anlama geliyor?

Edebiyat denilince aklıma gelen fotoğraf kareleri var onları yazmalıyım sanırım şu an; çizgili ilk okul defterinde el yazısıyla yazılan maniler kırmızı kalemle yapılan belirgin ama küçük kalpler, öğretmenlerine büyük sevgi, saygı ve hayranlık duyduğum ders, şiir işleniyorsa hele bir de en sevileni… Usta yazarlara duyulan zamanla daha da artan saygı ve imreniş, sevdanın yoludur bir de edebiyat, onsuz olmaz, sevda eksik kalır. Başka… Her işin edebiyata çıkan bir yanı var elbet; giriş-gelişme-sonuç en basit haliyle doğum-yaşam-ölüm… Hepsinden fazla da edebiyat ‘iyi’ dir. Belki de fazlasından zarar gelmeyecek tek şey.

Peki ya yazmak?

Bu soruyu okuduğumda bile tebessüm oluşuyor ise yazmak gerçekten fazlasıyla iyi bir eylem olmalı. Yazdığımda karnım doymuş ya da beklediğim bir şeyler gerçekleşmiş ya da yaşanılan hiçbir olumsuzluğu yaşamamış gibi hissediyorum. Argo deyimiyle ‘mutluluk verici madde’m benim. Yazamadığım günler haftalar oluyor, çok pozitif yapmıyor bu beni. Yaşıyorsam yazmalıyım yoksa pek içi boş olur günlerin, pek tatsız olur sanıyorum yaşam. Birileri yazmak zorunda, okumak buna muhtaç bir eylemdir. Ha bu arada yazmak kalemle direkt bağlantılı değildir çıplak halinde, önce mekansız bir yerde belirir kelimeler, harfler, sanki biri kulağına da okur gibi olur o an, eller sadece şekli verendir; el yazamaz, hazırdır yazılacak. Parmaklar sadece kopyalar zihne, düşe düşenleri ya da resmedileni. Yazmak daha çok yazmayı getirir üstelik ve bedava düşünsenize! Ne müthiş…

 

Kitaptan önce, yazın serüveninize dair çalışmalarınız oldu mu?

 

Kitabıma kadar neden bilmiyorum ama şiirlerimi bırakın bir yerde paylaşmayı arkadaşlarıma bile  paylaşmaktan çekindim, istemedim. Şiir okunmalı evet ya da dinlenmeli ama kaynağından, kaynağı tamamken… Beklemek istedim bu süreci. Herhangi bir portalda şiirlerimi paylaşmadım.

 

Kendinizi tam anlamıyla bir şair, bir edebiyatçı olarak görüyor musunuz?

Açıkçası ilk kitabımdaki şiirlerimi daha aşk/hayat ikilisinin merkezinde toplanmış görüyorum. Yüzlerce şiirim var ve giderek de artıyorlar. Tek tip duygu zaten taşıması zordur bir şiirin, tarz değişikliği düşünüyorum evet ama bu direkt benle alakalı olmayan daha geniş yelpazede bir değişiklik olacak bu tabi düşüncelerimi gerçekliğe uyarlayabildiğimde göreceğiz bunu. Çok erken bazı şeyleri konuşmak için ancak bekleyelim, şiir kıpır kıpır hissediyorum, değişimi yakın.

Kendimi tam olarak bir tanıma sığdırabilir miyim emin değilim. Bana kalırsa, şiir yazan biri demek yeterli, ha bir de Eskicidilbaz’ım tabi. Anlamı, değeri fazla ve ağır olan bir yakıştırmam bu kendime naçizane. İçimden geldiği için bunu paylaşmaktan çekinmem hiçbir zaman, olağanlık iyidir… Edebiyatçı tanımı ise kabul edilebilir, şımarıklık olarak algılanmasa aslında evet edebiyatçıyım ama yolun çok başında olduğum için henüz edebiyatçının –e- harfinde dolanıp duruyorum, çok yol var bekleyen, akmaya hazır zaman avcumda kıpır kıpır. Terimler çok da öncelik değil aslına bakarsanız. Okuyucuların sizi bir zaman sonra koyacağı ya da hiçbir zaman yakıştırmayacağı yerler olacak ve o yerler direkt olarak size bir isim verecek. Bakalım… Zaman…

Sizi en çok etkileyen yazarlar ve şairler kimlerdir?

Hayatta olsaydı Nazım Usta’nın bir şeyi olurdum. Çaycısı, yol arkadaşı, bir nebzesi belki acısı, belki bir sabahı ya da fark etmediği bir yol kesişikliği… Nazım’ın herhangi bir şeyi olunabilir. Öyle ki tek bir dövmem var ve Nazım’dan iki dizeyi barındırır içinde. Canımın, iliğimin geçtiği yerde. Haydar Ergülen çok özeldir bir de benim için, kızı Nar ile beraberdir ayrı düşünemem. Saygıyla selamlarım. Biri daha var ki onu bu kelimelerle tarif edemeyebilirim. Tunay Bozyiğit. Tanıdığım en üretken en barışçıl en –iyi- insanlardan birisi. Mesela asla ölmesini istemem. Ölüm şu üç isme uğramamış olsa/ uğramasa… Kuytudaki şairlere daha bir kabarıktır ilgim. Hemen biyografilerine bakarım, nerde doğmuş nasıl bir çocukluk/hayat geçirmiş şu an nerde ne yapıyor fazlasıyla merak eder ve takip etmeye çalışırım. Şiirleriyle kendi hayatı arasındaki benzer tınıları yorumlarım, bende nasıl duruyor şiirlerim, insanlar neyi nasıl özümsüyor, uzun ama bir yoldur bu bende. Etkilenmek kaçınılmazdır ancak dilden üsluptan değil, hayatlardan. Ali Bakkal, çam ağacı, Bursa, Ay, Cemal Süreyya, Yeliz, Özgür olmaya sevdalı her şey, bir çok ezgi, ah saçımın rengi, babam, vücut bulmuş iyilikler… Bunların tümü etkiden fazlasıdır bende, nefes gibi olağan…

Bundan sonraki kitaplarınız aynı tarzda mı devam edecek, okurlarınıza yeni kitap hakkında tüyo verme şansınız var mıdır, son olarak edebi dünyada geleceği dair başka planlarınız nelerdir?

Evet, edebi dünyada geleceğe dair farklı planlarım var. Bunlar plan değil aslında tarihsel bir terimi var ancak yine söylemiştim, biraz zamanı var bunları paylaşmamın. Her nefesin bir tek hakkı var…